1 Eylül 2012 Cumartesi

HAYATIN KENDİSİ PAZARLAMA

-He de var mı?
- Var (en tepedeki raftan indirme girişimi)
- Kaç lira peki?
- Kırmızısı var, moru var, istersen pembesini getirtiriz...
- İndirmeseydiniz boşuna, hemen almayacağım zaten. kaç lira ki hem bu?
- Sen al yaparız bir şeyler.
- Ya kaç lira ki bir şeyler yapacaksınız?
- Sen rengine karar ver bir, ayarlarız bir şeyler. daha ucuza da bulamazsın zaten
- Hasbinallah tüh tüh ya...

   Bu diyalogların biz Türklere ait olduğunu tahmin etmişinizidir. Pazarlama ve satış taktiklerimiz  uluslardan özgün olmuştur. Hep bir üçkâğıtçılık vardır. Yazarın bu kitaba Delik Jeton adı vermesindeki neden de buymuş, kapağındaki resim tam anlamıyla bize özgü olduğunun mesajını vermektedir. Yazara göre;  insan tabiatında üçkağıt vazgeçilmez ve üçkağıt denilen olgu bir çeşit yaratıcılık.Katılıyorum bu noktada Banu Hanıma ;)
   
   Kapakta bir de şu slogan var: Hayatın Kendisi Pazarlama. Her nerede olursan ol buna insan ilişkileri de dahil bir pazarlama içerir. Hayat da  pazarlama gibi  bir alış verişten ibaret değil mi ? Bu da bence söyleyiş.

  Yazarın pazarlamaya bakış açısı da hem kitabın adı açısından hem de sloganı açısından bütünleşmiş: Pazarlamanın bir felsefe olduğunu unutup,maliyet artırıcı bir faaliyet olarak görmeye devam ettikçe başarılı olmamız çok zor.Maliyetli bir uğraş değildir pazarlama.Biraz aklımızı çalıştırmak,biraz dünyayı ve Türkiye’yi takip etmek,biraz da öngörü sahibi olmak lazım.
   
   Yazara bu noktada da katılmadan edemeyeceğim, artık eskisi gibi değil her şey.Müşteri velinimettir demekle iş bitmiyor.Pazarda o kadar çok şeye bakmak gerekiyor ki tutarlılık,karşılıklı kazanç,yaratıcılık,güven,rahatlık,duyular,değer,sadakat,teknoloji .Bu unsurların her birini dikkate almalı firmalar.Kitapta dikkate alınması gereken bu unsurlar biraz ders,biraz sohbet havasında hayattan örneklerle açıklanmış.Kitabın  büyük bir kısmı müşteri konusuna bırakılmış.Bir müşteriyi nasıl tanırsın,müşteriyi nasıl dinlersin konuları anlatılmaktadır.
   
   Yazarın pazarlama teknikleri ve planlanması konusunda vurgu yapmasını isterdim.Türk halkının işe girişmeyi sevdiğini,hele başlayalım,gerisi gelir nasıl olsa mantığına vurgu yapması kitaptan planlamayla ilgili bir şeyler beklememe neden oldu.Kurulan bir çok işletmenin de çabuk batması bu.Kalkınma ajanslarının verdiği eğitimlerde de pazar planı es geçiliyor,SWOT,PEST,konumlandırma vb. çalışmalar öğretilmeli.Umarım yazar bu konuda da bir kitap yazar.
  
  Kitabın yazarı Banu Akın’ın eğitimci bir kişiliği var.Pazarlama,Satış Teknikleri,Beden Dili,İletişim Becerileri,Müşteri İlişkileri Yönetimi,Marka Yaratmak,Takım Çalışması eğitim verdiği alanlar.Bu alanlarda eğitim vermesi kitabına tam anlamıyla hakim olmasını sağlamış ve de gerçek kişiler,en önemlisi bizden kişiler kitaba konu olmuş.Neden bizden dedim pazarlama alanında kitaplara şöyle bir göz attığınızda yabancı kaynak fazladır.

  Kitabın diline gelirsem oldukça akıcı ve samimi.Gülse Birsel tadında diyebilirim.Gülse Birsel’in ince espri zekası bu kitapta gördüm.Dikkatimi çeken bir nokta da savaş sanatını iş yaşamına uygulamış yazar.Ayrıca kitapla karşılıklı sohbet edebilir ve ben buna şahit oldum  diyebilirsiniz ;)

 “Satışın felsefesi ne satarsanız satın değişmez. Temelinde hep insanı anlamak vardır. Bunu öğrendiyseniz istediğiniz her şeyi satarsınız.”/ Banu Akın

MUHTEŞEM İKİLİ : STFA

 
 Galatasaray Lisesi'nde iki okul arkadaşıydı onlar. İTÜ'de mühendislik okudular. Sonra çok iyi anlaşan iki ortak, iki can yoldaşı oldular ve 78 yıl süreyle birbirlerinden kopmadılar. Kurdukları STFA firmasına yine birlikte adlarını verdiler: Sezai Türkeş - Fevzi Akkaya. Türk müteahhitlik tarihinde önemli işlere imza attılar. Şantiyeler, onların evleri oldu.

STFA birlikteliği hem arkadaşlıkları yönünden hem de girişimcilik yönünden örnek aldığım kişilikler.Birbirinden farklı iki karakter.Biri çalışkan ve disiplinli diğeri ise rahat ve özgüvenli.
Birbirini tamamlayan iki kişi.
   
Biribirlerini oldukları gibi kabul eden iki kişi.Peki kimdi bunlar ?

Sezai Türkeş anlatıyor :

“Benim Gözümle Feyzi…”

“Yüksek Mühendis Mektebi’nde ilk talebelik günlerimizden beri, Feyzi’nin arkadaşlarımız arasında müstesna bir yeri vardı. Çok yönlü kabiliyetleri, herkes tarafından saygı ve sevgiyle anlatılırdı. Ben şahsen, kendisinin hangi dalda olursa olsun çalıştığı ve ahdettiği takdirde, o dalda tepeye çıkacağına inanmışımdır…

Engin iç alemi onun dış görünüşe, gösterişe ve alayişe itibar etmesine ihtiyaç bırakmadı. Onunla tanışmadan evvel benim hayatımda kıymetli gördüğüm birçok şeyin ne kadar boş olduğunu öğrendim ve kıymet ölçülerimi değiştirdim. Onun nefsine olan inanılmaz derecedeki hakimiyetinin bir katresini de ben taklit etmeye çalıştım. Onu örnek alarak, onda olan meziyetlerin zerresine sahip olmuşsam kendimi mutlu sayarım.

Sezai Akkaya kimdi ?

Sezai Türkeş bütün meslek hayatı boyunca Türk mühendisliğinin teknolojik düzeyi yüksek işlerdeki kabiliyet ve becerisini ortaya çıkarmakiçin çaba harcamıştır. bu amaçla, daima kendisini aşma çabası içinde olmuş, mühendislik açısından çoğu problemlere riski göze alarak korkusuzca girmiş ve en zor koşullar altında dahi hiçbir işini yarım bırakmaksızın Türk mühendisliğinin günümüzdeki seviyesine ulaşmasına büyük katkılarda bulunmuştur.

Sezai Akkaya ortaklıklarını şöyle dile getiriyor :

Bizim ortaklığımıza gelince; her ticari ortaklığın bir amacı olur. Bizimkinin amacı ise sadece hayat boyu beraber olmak isteğidir.Herkes bize bir sual sorar; “Bu kadar uzun bir ortaklıkta hiçbir ihtilafa düşmediniz ,hatta aranızda ufak dahi olsa bir anlaşmazlık olmadı. Bunun sırrı nedir?”
Ben cevaben; “bütün kusurlarıma ve hatalarıma, ataklarıma Feyzi’nin hoşgörü ve müsamaha ile davranması” dersem bir sırrı değil, hakikati söylemiş olurum.”

Bu iki birlikteliği ve STFA’nın kuruluş öyküsünü okumak isterseniz :Şantiye El Kitabı \ Fevzi Akkaya .Onlar hakkında kısa öyküler okumak isterseniz : http://fatev.com/index.html
Buradan okuyabilirsiniz.Hadi keşfedin bu muhteşem ikiliyi.Umarım yeni nesiller okullarına isimlerini veren bu iki iş insanının hem dostluklarını hem de çalışma disiplini örnek alırlar.

ÇAĞ ,ÖĞRENEN ÖRGÜT ÇAĞIDIR

    Öğrenme bildiğiniz üzere bilgi, tecrübe sonucu davranışta oluşan sürekli bir değişimdir. Öğrenme bireysel olabileceği gibi firmalar için bir başka boyutu da örgütsel öğrenmedir. Bilgi ekonomisi, yeni bir davranış türünü gerektiriyor. Bu zamanın ruhu bizden, analiz yapmayı, sorun çözmeyi ve yaratıcı bir tutum sergilememizi istiyor. Bugün bizden istenen, ihtiyaç duyduğumuz bilgilere ulaşıp, bu bilgiler arasından işe yarar olanı seçmek ve yaratıcı bir anlayışla içinde yer aldığımız üretim sürecine değer katmaktır.Tüm bunlar öğrenmeyle mümkün olmaktadır.

   Kurum içi öğrenmede   kişisel öğrenme öğrenen örgüt için gereklidir fakat yeterli değildir.Örgütsel öğrenme planlı,  programlı ve topluca öğrenmenin şeklidir. Bir de “öğrenen organizasyon” kavramı vardır. Bu tamamen örgütsel öğrenmeden farklıdır. Öğrenen organizasyon ;  çevresindeki değişiklikleri zamanında öğrenerek kendi kendini eğiten,sürekli gelişen ve öğrenen,her olaydan ders almasını bilen,problem çözme yeteneğini geliştiren örgüttür.Maşallah dediğinizi duyar gibiyim.Öğrenen örgüt sistemini oturtmuş bir kurum, yeniliklere ayak uydurarak ilerleyen ve tüm faaliyetlerinde kurumsallaşmış bir örgüttür.

   Yöneticiler için organizasyonlarını öğrenen örgüte dönüştürmek temel amaç olmalıdır. Çünkü  çevresinden bilgi toplamayan, bilgi oluşturamayan, bilgileri işleyip belirli kararlara dönüştürmeyen kurumlar çevreleri ile bağları koparmakta, değişime ayak uyduramamaktadır. Rekabete yenik düşmektedir.


   Günümüz örgütleri pazarda kalabilmek ve rekabette başarılı olabilmek için kaçınılmaz öğrenen örgüt olmak zorunda. Örgütlerde oluşan değişime ve gelişmelerin çoğu öğrenmeye dayanır. Bu sebeple bilgi üretmek, bir şirkette çalışan herkesin birincil ve en asil işidir. Bir organizasyondaki herkesin en önemli performans kriterlerinden biri gündelik işleyiş içinde, nasıl kalıcı, iyileştirici ve geliştirici bilgiler üretebileceği olmalıdır. Her süreç öğrenmeye götürmektedir.

   Alvin Toffler derki;  "geleceğin cahilinin okumamış değil, nasıl öğreneceğini bilmeyen” kişiler arasından çıkacağını söyler. Bence bu görüş şirketler için de geçerlidir. Bu arada bilgiyi kendine saklayan çalışandan korkun,kendine saklarsa ne olacağını biliyorsunuz.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Top WordPress Themes